
Epstein Skandalı: Keir Starmer İçin Kriz, Donald Trump İçin Neden Değil?
Haber Özeti
Jeffrey Epstein skandalının yankıları, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ı liderliğinin en ciddi kriziyle yüzleştirirken, ABD Başkanı Donald Trump'ı şaşırtıcı bir şekilde etkilemiyor. Starmer, eski bir bakanın Epstein ile ilişkisi nedeniyle özür dilemek zorunda kalırken, Britanya'daki hesap verebilirlik mekanizmaları işlemeye devam ediyor. Buna karşılık, Trump'ın Adalet Bakanlığı üzerindeki etkisi ve siyasi stratejisi, ABD'de skandalın etkisini seyreltiyor ve onu soruşturmalardan koruyor, böylece siyasi sonuçlar Atlantik'in iki yakasında da keskin bir tezat oluşturuyor.
Jeffrey Epstein davasının giderek büyüyen yankıları, Atlantik'in her iki yakasında da siyasi kariyerleri tehdit ediyor; ancak sonuçlar İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nde çok farklı şekillerde gelişiyor. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Epstein ile hiçbir kişisel bağlantısı olmamasına rağmen liderliğinin en ciddi kriziyle karşı karşıyayken, ABD Başkanı Donald Trump, adı serbest bırakılan soruşturma dosyalarında geçmesine rağmen skandaldan büyük ölçüde etkilenmemiş görünüyor.
Londra'da siyasi baskılar yoğunlaşırken, Starmer kamuoyu önünde özür dilemek ve parti içi hasar kontrolü yapmak zorunda kalırken, Washington'da Epstein kurbanları için yasal hesap verebilirliği yeniden tesis etme çabaları duraksadı. Bu tezatlık, iki lider arasındaki siyasi güç dengesizliğini değil, aynı zamanda İngiltere ve ABD'de denetim kurumlarının işleyişindeki farklılıkları da gözler önüne seriyor.
Britanya'da hesap verebilirlik mekanizmaları başbakanın yargısını aktif olarak test ederken, Amerika Birleşik Devletleri'nde Trump'ın Adalet Bakanlığı ve Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Kongre üzerindeki hâkimiyeti onu şimdiye kadar sürekli bir soruşturmadan korudu. Bu arada, yeni yayımlanan Epstein ile ilgili belgeler, Epstein'ın 2019'daki gözaltında ölümünden neredeyse yedi yıl sonra, Norveç ve Polonya dahil olmak üzere farklı ülkelerdeki figürleri ve kurumları da kapsayacak şekilde skandalın kapsamını genişletmeye devam ediyor.
İngiltere'de kamuoyu öfkesi o kadar yoğunlaştı ki, Kral III. Charles, kardeşi eski Prens Andrew'u kraliyet unvanlarından mahrum bıraktı ve onu Windsor Kalesi arazisindeki konutundan uzaklaştırdı. Andrew'un Epstein ile uzun yıllara dayanan belgelenmiş dostluğu, Epstein'ın kurbanlarından Virginia Giuffre ile yaptığı uzlaşmayla birleşince, Andrew'un yasal bir yanlış yapmadığını kabul etmesine rağmen monarşi için siyasi ve ahlaki açıdan sürdürülemez hale geldi.
Amerika Birleşik Devletleri'nde benzer bir hesaplaşma yaşanmadı. Epstein, reşit olmayan kızları cinsel istismar eden bir ağ yönetmekle suçlanmasına rağmen, yüksek profilli ortaklarından çok azı kalıcı sonuçlarla karşılaştı. Bir istisna, e-postaların cinsiyetçi ifadeler ve Epstein ile kişisel yazışmaları ortaya çıkarması üzerine kamusal görevlerinden çekilen eski ABD Hazine Bakanı Larry Summers'dı. Daha yakın zamanda, önde gelen hukuk firması Paul Weiss'ın başkanı Brad Karp, e-postaların 2019'a kadar Epstein ile iletişimde kaldığını göstermesinin ardından liderlik görevinden istifa etti. Firma, Karp'ın herhangi bir cezai eylemde bulunmadığını ve bu ilişkiden dolayı pişmanlık duyduğunu belirtti.
Buna karşılık, Trump bu bölümü tamamen kapatmaya çalıştı. Adalet Bakanlığı, Epstein dosyalarıyla ilgili başka kovuşturma yapılmayacağını belirtti ve bazı belgeler doğrulanmamış iddialar ve Trump'a atıflar içerse de, yetkililer suçlamayı gerektirecek hiçbir kanıt bulamadı. Trump'ın kendisi de konuyu reddederek CNN'e ülkenin “başka şeylere geçmesi gerektiğini” söyledi.









