
Avrupalı Liderler Grönland Krizi Sonrası Yeni Bağımsızlık Döneminin Sinyalini Veriyor
Haber Özeti
Avrupalı liderler, Donald Trump'ın Grönland'a yönelik tehditlerinin ardından düzenlenen acil zirvede, Avrupa'nın stratejik özerkliğe geçişinin geri dönülmez olduğunu ve kıtanın 1945'ten bu yana tarihi bir eşiği aştığını ilan etti. Fransa ve Almanya liderlerinin öncülüğünde, transatlantik bağımlılığın sona erdiği ve Avrupa'nın "bağımsız bir Avrupa olarak çalışması" gerektiği konusunda güçlü bir fikir birliği oluştu. Bu yeni bağımsızlık döneminde AB, enerji güvenliği, savunma, ekonomik bağımsızlık ve ticaret gibi kritik alanları kapsayan kapsamlı ve bütüncül politikalar geliştirmeye odaklanacak.
Avrupalı liderler dün Brüksel'de bir araya gelerek net bir mesaj verdi: Geri dönüş yok. Donald Trump'ın Grönland'a yönelik tehditlerine yanıt olarak düzenlenen acil durum zirvesi, Trump tehditlerini geri çektiğinde acil kriz gerilese bile Avrupa'da bloğun bağımsız hareket etmesi gerektiği yönünde büyüyen bir fikir birliğinin altını çizdi. POLITICO'nun aktardığı kaynaklara göre liderler, kıtanın 1945'ten bu yana tarihi bir eşiği aştığını ve stratejik özerkliğin hayati önem taşıdığı yeni bir aşamaya girdiğini kabul etti.
Uzun süredir anlaşmazlığa düşen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz, hızla değişen uluslararası ortamda Avrupa'nın bağımsızlığını tanıması gerektiğini ortaklaşa vurguladılar. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de bu görüşü yineleyerek gazetecilere, beş saatlik kapalı kapılar ardında yapılan zirvenin ardından Avrupa'nın "bağımsız bir Avrupa olarak çalışması" gerektiğini söyledi. Tartışma ve söylemlerle dolu geçmiş toplantılardan farklı olarak bu zirve, bloğun onlarca yıldır süren transatlantik bağımlılık ve son krizlerle şekillenen gelişen rolüne dair üstü kapalı bir anlayışı yansıtıyordu.
Grönland olayı ABD'nin güvenilirliğinin sınırlarının açık bir hatırlatıcısı oldu. Trump'ın göreve geldiği 2017'den bu yana Avrupa giderek daha fazla özerklik arayışına girdi ancak son tehditleri süreci hızlandırdı. Bir AB diplomatı, "Rubicon aşıldı. Bu bir şok terapisi. Avrupa eski haline dönemez" dedi. Liderler, gelecekteki politikaların kapsamlı olması, enerji güvenliği, savunma, ekonomik bağımsızlık ve ticareti parça parça değil aynı anda ele alması gerektiğini vurguladı.
Polonya ve Baltık ülkeleri de dahil olmak üzere, geleneksel olarak ABD askeri garantilerine bağımlı olan Doğu Avrupa ülkeleri, bağımsız girişimlerde bulunma konusunda istekli olduklarını gösterdiler. Estonya, Grönland'a NATO bünyesinde asker göndermeyi bile düşündü, ancak bu gerçekleşmedi. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, alınan derslere dikkat çekerek, savunmada birlik ve netliğin somut sonuçlar doğuracağını vurguladı. Polonya Başbakanı Donald Tusk, AB'nin Baskı Karşıtı Aracını kullanmaya açık olduğunun sinyalini vererek, tahakküm yerine ortaklarla karşılıklı güvene duyulan ihtiyacı vurguladı.
Kuzey Avrupa'daki serbest ticaret ülkeleri de bir değişimin sinyalini verdi. Danimarka, İsveç ve Hollanda gibi ülkeler tarihsel olarak ABD ticari ilişkilerine öncelik verdiler ancak artık Trump tarzı baskının kabul edilemez olduğunu gösterdiler. Tarihsel olarak transatlantik bağlara bağlı olan Almanya bile tutumunu yeniden düşünüyor. Şansölye Merz, Avrupa'ya kaderini kendi ellerine alması çağrısında bulunurken, daha sert bir AB ticaret duruşunun desteklenmesi gerektiğini ima etti ve Ukrayna'dan rekabetçiliğe ve güvenliğe kadar birçok konuyu vurguladı.
Avrupa Parlamentosu, gerilimin azalmasının ardından ABD ile ticaret görüşmelerine yeniden başlıyor. AP Başkanı Roberta Metsola, komitenin sonraki adımları planlamak için 26 Ocak'ta toplanacağını söyleyerek, Grönland ve Danimarka üzerindeki egemenliğin tavizsiz kaldığını doğruladı. Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, ABD ile ilişkilerin "samimi ve saygılı" kalması gerektiğini vurgularken, AB'nin kendisini baskıya karşı savunacağı ve Ukrayna ve Barış Konseyi tüzüğü de dahil olmak üzere önemli uluslararası konularda tetikte kalacağı uyarısında bulundu.









